29 Ağustos - 4 Eylül 2017
Volkanik kayaç yapısı henüz taze olduğundan ve her yıl da üstüne yeni bir kayaç tabakası oluşmaya devam ederken, yeterli toprak kalınlığına ulaşılamadığından olsa gerek, İzlanda’da öyle Avrupa’nın kuzeyine çıktıkça rastgelebileceğiniz sık ormanlardan bahsetmek mümkün değil. Dağları ve tepeleri kısmen İskoçyanın highlands’ini andıran yosunsu bir "halı" ve onun üzerinde de koyun örtüsü ile kaplı diyebiliriz. Pek çok film setine ev sahipliği yapmasını da o sıra dışı peyzaj güzelliğine borçlu olduğu açık. Tabii kırlarda şelalelerin çevresinde gezerken bu oluşum halindeki taze örtüye dikkatli basmanız gerekecek. İzlandalılar otlarının üzerine basılmasından hiç hoşlanmıyorlar zira.
İlk Gün
Walter Mitty Hvergerdi'de |
Kerid - Hususi Krater |
“Özel” krater gölünün rengi yeraltından fışkıran mineral katkısı ile görülmeye değer aslında. Çeşitli bloglarda insanlar pek çok dağbaşı noktasında yerellere para ödediklerinden şikayet etseler de, bize Bu Kerid dışında sadece bir yerde daha nasip olacak.
Gün batımı yaklaştığında ilk gecemizi geçireceğimiz Laugaras’a yollanıyoruz. Doğan yeni ay hasat edilip güzelce istiflenmiş saman balyaları üzerinde yavaşça yükselmekte. Yolumuza çıkan neo-gotik kiliselerin temel özelliği kulelerinin üzerinde haç bulunmayışı. Viking dostlarımız Odin’den medet umarak, Hristiyan istilasına hala direnmekteler sanki. Adanın özgün bir yerel halkı yok aslında. 9-11.yüzyılda batıya gitmenin yolunu bulan İskandinav kavimleri, İngiltere yerine yollarını şaşırıp İzlanda’ya yerleşmişler herhalde.
İzlanda çayırları, Laugarass |
İlk gün yediğimiz benzinci pizzası herhalde İzlanda’da yediğimiz en lüks yemek oluyor. Ödediğimiz ücretten sonra bundan sonra benzinci sandviçleri ile devam edebiliriz.
2.gün
Geç batan günün ardından ikinci günümüz erken doğacak şafak ile başalayacak. Laugaras’ta kalmamızın nedeni programımızda olan Gulfoss, Geysir ve Thingvelir’in hepsine yaklaşık aynı uzaklıkta olması. Erken doğacak şafağı kaçırmamak için sabah 4:30 gibi odamızı -tabii kilitlemeden- ve üç çiftlik köpeğini atlatarak yola koyuluyoruz. Roma’da Romalı gibi davranmalı. Zaten İzlanda’daki eski bir kanuna göre Türkleri öldürmek de suç sayılmıyor, dikkatli olmalı.
Gullfoss |
Geysir |
Bu kadar sabah gezintisinden sonra kahvaltı için homestay’imize geri dönüyoruz. Sabah kalktıklarında bizi görememiş olan ev sahiplerimiz dönmüş olmamıza seviniyorlar, daha hesabı ödemedik de. Kahvaltıya oturmak için bizi bekleme nezaketini de göstermişler. İzlanda ölçeğinde zengin bir ev kahvaltısı özenle hazırlanmış. Bahçedeki tavuklardan özenle elde edilmiş haşlanmış bir adet yumurta sekiz parçaya özenle kesilmiş halde bekliyor; tabağın çevresindeki dört adet özel yumurta çatalı bölüşüleceğini de teminat altına almış durumda. Ev sahibimize Geysir’in patlamasını beklediğimiz için geç kaldığımız söyleyince, kendisinin de hiç görmediğini, hatta bildiği kadarı ile en son 1945’te patladığını söylüyor. İzlanda bir hurafeler ülkesi…
Arya ve Hound Thingvellir'de |
Öxarfoss’un beslediği nispeten durgun ama pırıl bir nehir yatağında dalış yapanları seyrediyoruz önce. Su o kadar berrak ki, sualtı ve su üstü çizgisi neredeyse kayboluyor. Thingvellir, Kuzey Amerika ve Avrasya plakalarının kesiştiği fay hattında yükselmiş anıtsal bir kayaç kütlesi aslında. Oluşan kanyon hem sualtı hem de üstünde devam ediyor. İlk yerleşimciler de bu sıradışı oluşumunun tanrısal bir olay olduğunu düşünmüş olmalılar ki bu alanı - Lögretta olarak adlandırılıyor - yasa yapıcı parlamento mekanı olarak kullanmışlar. Hukuk Sözcüsü de burada bulunan Hukuk Kayası (Lögberg) üzerine çıkıp konuşmalarını yapmaktaymış (10-13.yy). Göklerdeki hukuk, bu kaya üzerinde yeryüzüne indirilmiş.
Lögretta’dan kayalıkları solunuza alarak ilerlediğinizde Öxarfoss’a varacaksınız. Simsiyah kayalardan çağlayan bu şelale gerçekten de insanda ulvi duygular uyanmasına ya da kendinizi Jupiter’in bir uydusunda sanmanıza neden olabilir, dikkatli olun...
Thingvellir’in büyülü ve bir o kadar da büyük alanını hakkıyla gezebilmek zaten mümkün değil. Yolculuğumuza doğuya doğru devam ediyoruz. İkinci gün konaklayacağımız Hvollsvöllur’daki -biraz prefabrik işçi yatakhanelerini- andıran otelimize yerleşiyoruz öğleden sonra. Burada tüm İzlanda’nın volkanik aktivitelerini öğrenebileceğiniz interaktif harika bir volkan müzesi de var, giderseniz mutlaka vakit ayırın.
Gullgafoss |
Bir gün için bu kadar telaffuz edemediğimiz yer ismi yeterli. Barakamızda uyuma vakti.
3.Gün
Güne iki gündür bizi ıskalayan şiddetli bir yağmur ile başlıyoruz. Aslında ilk iki gün için kendimizi sadece şelalelerde ıslandığımızdan dolayı şanslı sayıyorduk, yağışı bol bu ülkede. Minimal bir kahvaltının ardından Selajalandfoss’a doğru yola koyuluyoruz. 60 metre yüksekten dökülmesi ile ünlü bu şelaleyi yağmur altında hızlıca görmeyi başarıyoruz. Aslında bu şelalenin fotoğraflandığı en güzel açı arkasındaki mağaradan çekilen ve şelalenin arkasının görüldüğü açı ama zemin o kadar kaygan ki, o noktaya ulaşmak mümkün olmuyor. Siz fotoğraftaki şelaleyi arkasından hayal edin bir şekilde :) Justin Bieber’den hoşlanıyorsanız bu şelalede çekilmiş bir klibi var, bizden uzak olsun :)
Selajalandfoss |
Şiddetli yağmur altında bir sonraki hedef efsanevi Skogafoss. Thor -The Dark World’ün (2013) çekimleri burada yapılmış. Bu nedenle neredeyse tüm İzlanda turlarının uğrak noktası. Ama hem yağmurdan hem kalabalıktan bu noktayı pas geçmeye karar veriyoruz. Ne de olsa dönüş yolumuzun üzerinde, bir kez daha görme şansımız var.
Yağmurdan hızla doğuya doğru kaçmamız gerekli. Vik’e yaklaştıkça yol üzerinde ünlü Hobbit evlerini görüyoruz. Hernekadar İzlanda’da değil Yeni Zellanda’da çekilmiş olsa da Hobbitlerin bu şirin evlerinin esinlenildiği yer burası. Bir kahve molası için çok uygun bir nokta.
Bu gece yağmur yağmamalı zira özel bir randevumuz var. Ama daha uğramamız gereken iki önemli nokta kaldı. İlki balıkçı kasabası Vik yakınlarındaki efsanevi Reynisfjara kumsalı. Sıradışı güzellikteki bu simsiyah egzotik kumsalı daha da ünlü yapan 2014’te çekilen Nuh filmi olmuş. Yönetmen Darron Aronofsky, biraz da oluşum halindeki Dünya’yı betimlemek için Reynisfjarayı seçmiş. Yaratılış da, kıyamet de olsa kafalarımızdaki mistik imgelere o kadar yakın bir yer.
Reynisfjara’da da tektonik olarak ortaya çıkmış genelde altıgen formlu kayaç kütlelerine rastlamak mümkün. Siyah kayalara tırmanan ünlü gece kıyafetli kırmızılı kadın klişesi de burada çekiliyor. Meraklı iseniz Algorithms belgeselinde bu kayaçların neden altıgen sütunlar olarak meydana geldiklerine ilişkin ipuçları da bulabilirsiniz.
Kumsalın bir diğer doğal güzelliği puffinler. Bir tür kuzey martısı olan bu sıradışı kuşları burada gözlemleyebilir maharetli avcılıklarını şanslı iseniz görüntüleyebilirsiniz. Tabii yanınızda 600 mm objektif taşıyorsanız.
Reynisfjara |
Pek çok nokta gibi buradan ayrılmak da zor. Ama önümüzde ayrılmak istemeyeceğimiz daha başka yerler var. Sıradaki adresimiz Fjadrargljufur kanyonu. Pek çok tur programı bu noktayı pas geçse de bizce İzlanda Top 3 sıralamasına girmeyi hakediyor. Yeryüzünde Star Wars gezegenlerini görmek isterseniz buraya gelebilirsiniz. Zaten Star Wars dizisinden Rouge One da Vik’in hemen doğusundaki Mýrdalssandur kumsalında çekilmiş oluşu, tesadüf olmasa gerek. Fjadrargljufur ise başka bir hikaye. İki milyon yıl önce buzulların şekillendirdiği kanyon iki kilometreye yakın uzunlukta ve derinliği 100 metreyi bulabiliyor. Yılan gibi kıvırarak uzayan kanyonun yamaçları yer yer sararmış yosunumsu bir bitki örtüsü ile kaplı olduğu için insanda halı kaplıymış gibi bir izlenim bırakıyor. Kanyondaki platformlardan yükseklik korkunuz yoksa aşağıda akan nehri seyredebilirsiniz. Platformlar kafes telden imal edildiği için insanda hoş bir havada yürüme hissi uyandırmakta.
Fjadrargljufur |
Kuzuların Sessizliği |
İzlanda yollarında... |
4.gün
Hvoll'da Aurora Borealis |
Bu yeşil büyüyü ne kadar anlatsak boş, birkaç fotoğraf birşeyler anlatabilir belki.
Aurora Borealis de her güzel şey gibi kısa ömürlü. Ama hostel odamıza mutlu dönemizi sağlıyor. Biraz uyuyabilirsek ertesi güne hazırlanabiliriz.
Sabah 30 Avroluk kahvaltıyı kibarca reddedip, yolda birşeyler buluruz umuduyla Interstellar ile randevumuza doğru yollanıyoruz. Bir buçuk saat kadar ne bir kahve ne bir çay içmek mümkün. Sonunda yol üzerinde kahve içebileceğimiz bir benzinci çıkıyor karşımıza. İzlanda’da yola çıkarken her zaman deponuzun ve karnınızın dolu olduğundan emin olmalısınız. Her adım başı etçisi-mangalcısı olan bir benzinliğe rastlayamacağınız aşikar.
Interstellar Svinafellsjökull buzulunda |
4.günde sırasıyla, Tüten Ülke, Çağlayan Ülke ve Donan Ülke fazına geçmiş durumdayız. Buradan sonraki durağımız da “action movie” severlerin ortak noktası Jökulssarion buzul lagünü. Bond filmlerine ait çeşitli “action” sahneleri, önünüzden küçük iceberglerin kimi zaman gümbürdeyerek çatlayıp ve takla atarak Atlantik’e ve ölümlerine koştukları bu lagünde çekilmiş. Yamaçlarında oturup, öğlen sandviçlerimizi yerken doğanın döngüsüne de şahitlik etmekteyiz.
Roger Moore Jökullssarion'da |
Jökulssarion, buzuldan kopan icebergler yanında foklar gibi çeşitli canlılara da ev sahipliği yapıyor. Vaktiniz varsa hem buzulda hem de denizde giden özel yapım araçlarla küçük bir gezinti de yapabilirsiniz.
Jökulssarion'da Atlantike kavuşan buzullar |
Stokksnes’e en yakın konaklayabileceğimiz kasaba Höfn. Vakitlice otelimize vardığımız halde odamıza yerleşmek mümkün değil, zira ressepsiyonda kimse yok. Resepsiyonda epey gürültü yapsak da bulamayınca kendilerini, yandaki benzinciden başlayarak aramaya devam ediyoruz. Arayışımızın birinci saatinde gözlerini ovuşturarak bir genç geliyor. Pek de oralı olmuyor orada bir saati aşkın bekleyişimizle. Cittaslow hareketi gelip Höfn’ü görmeli. Hatta görmesine de gerek yok beyanatımıza dayanarak hemen kabul edebilir.
Bu akşam güneşi efsanevi Vestrahorn’dan uğurlayacağız. Henüz vaktimiz olduğundan önce Höfn limanına gidiyoruz. Burası daha çok İngiliz kasabalarını andıran, çeşitli drafttaki başta balıkçı tekneleri pek çok deniz aracına ev sahipliği yapabilen ve İzlanda için hayatı önemde bir nokta. Özellikle kışları kuzeydoğu ve doğunun tüm ihtiyacı bu limandan sağlanmakta. Liman, Vatnajökull buzulunun şekillendirmesi ile oluşan lagünün içinde devasa boyutta bir sığınak da sağlıyor. Bu buzul Batman Begins (2005) için de set olarak kullanılmış bu arada.
Vestrahorn, Stokksnes |
Buzul bölgenin tüm coğrafyasını şekillendirmiş. Özellikle sürüklediği kara kumullar çok ayrı manzara perspektifleri sunmakta. Bu perspektiflerin en uç noktası Vestrahorn. Güneşin batışına yakın patika benzeri yollardan bu ünlü dağa ulaştığımızda en güzel fotoğraf noktasına giden yola kurulu bir bara geçmek için para ödeyeceğimizi anlıyoruz.Diğer fotoğraf açısına ulaşmak içinse askeri bir deniz üssüne giden yola girmemiz gerekiyor ki, pek tekin gözükmüyor. Ortalıkta kimse görmeyince aracımızı terk ederek hiç oralı olmadan yolumuza devam ediyoruz. Yamaçlarından aşağı doğru akan siyah kumullar lagünü hızla doldurmaya devam ediyor, Vestrahorn’da. Bu ıslak kumullar bölge bölge harika yansımalara izin veriyor. Üzerinde iz bırakmamaya ve batmamaya çalışarak kara kumsaldaki yansımlara dalıyoruz. Her an batacağınızı hissettiğiniz yumuşak bir yatakta yürür gibi bir his. Vestrahorn'un hemen yamacında bir de eski bir Viking yerleşimi de bulunuyor ama zaten kaçak girmişiz şansımızı daha fazla zorlamıyoruz.
Michelle Pfeiffer Stokksnes'de (Stardust) |
Bu akşam özel bir gün. İzlanda’da ulaşacağımız en uzak noktaya varmamızı kutlamak üzere, Höfn’de bira-pizza yapma hakkı veriyoruz kendimize. Hava da biraz kapatıyor. Geceyarısı ikinci bir kuzey ışığı görmemiz mümkün olmayacak. Ertesi gün uzun bir yolculuk bizi bekliyor. Şimdiye kadar katettiğimizi tüm yolu geri döneceğiz. Birkaç günümüz daha olsaydı Golden Circle adı verilen ve kuzeyi de kapsayan büyük rotayı takip edebilirdik. Ama yeniden dönmek için bir arzu duymalı insan...
5.Gün -Yolculuk
Skogafoss seyri (Thor) |
Bundan sonraki hedefimiz aslında Kirkjufell. Burası da İzlanda’nın en batısında. Game of Thrones en mistik sahneleri burada çekilmiş. Ancak, her ne kadar bir ada da olsa en doğudan en batıya gitmek kolay değil. Yaklaşık 400 km katederek Selfoss’ta konaklayıp, Kirkjufell’i ertesi güne bırakacağız. Bu arada bir kasabayı daha görmüş olacağız.
Tepeden Skogafoss |
Buradaki otoparkta da İzlanda’daki garip arazi sahiplenmelerinden sıkılmış turistler var. Alınan bilet gün boyu geçerli, çıkış yapan birisi yanımıza gelip biletini bize veriyor. Eh biz de çıkarken aynısını yapıyoruz haliyle. Turist dayanışması.
Akşamı Selfoss’ta içinde bir de mutfakçık olan bir kulübecikte geçiriyoruz. Kaldığımız en şirin otel İzlanda’da.
6.Gün
Gün şiddetli bir yağmur ile başlıyor. Elimiz mahkum yola düşeceğiz. Hedefimiz Kirkjufell zira, adanın batı ucu. Reykjavik’in çevresinden dolanıp kuzeybatıya doğru ilerliyoruz. Sis de bastırıyor. Ülkenin batısındaki yollar doğusu ile kıyaslanmayacak kadar geniş olsa da yer yer 25-30 metreye düşen siste yabancı bir gezegende araç kullanmak insanı gerebiliyor.
Jon Snow ve Ygritte 'Duvarın Kuzeyinde' Kirkjufell'i seyrederken |
Kirkjufell, Gandalf Şapkası |
Uçağımız ertesi gün Reykjavik’ten kalkacak. Bu nedenle son gecemizde orada konaklayacağız. Akşamüstü merkezdeki otelimize giriş yapıyoruz. Bu doğal güzelliklerden sonra şehir hayatı ne kadar sıkıcıymış. Ama, bu monotonluktan kaçmak için Blue Lagoon’e hiçbir fedakarlıktan kaçınmayarak aldığımız biletler var, İzlanda'daki son günbatımı için.
Blue Lagoon Reykjavik’e yaklaşık bir saat uzaklıktaki, İzlanda’nın en ünlü kaplıcası. Turkuaz rengi ile orada bir turizm endüstrisi oluşturmuş. İçeriye ancak haftalar öncesinden alabileceğiniz bilet ile girebiliyorsunuz; bir tür fabrika tarzı işletiliyor. Allahtan, Almanya ve Japonya’daki gibi çıplak girme zorunluluğu yok. Hostell (Part-II) ve Jullan Assange’ın hikayesi The Fifth Estate de burada çekilen filmler arasında.
Blue Lagoon’ü son günümüze daha çok dinlenme amacı ile planlamıştık. Mavi kaplıca sularından günbatımını izlemek keyifli sayılırdı. Termal havuzda binlerce kişi arasında sakin bir nokta bulup bir haftalık seyahatin tatlı anılarına dalmışken, yanıma orta doğulu olduğu anlaşılan bir hanım yaklaşıyor; “burayı nasıl ısıtabiliyorlar bu soğukta, biliyor musunuz?” diye soruyor. Neden İzlanda’da? Neden bugün? Neden ben?
Ender Şenkaya
Haziran 2018